Mansur Yavaş

Kente Bakış

KENTE NASIL BAKIYORUZ?
Kentler, tarihî gelişim sürecinde hep uygarlığın merkezleri ve özgürlüğün mekânları olarak algılanmışlardır. Bu niteliklerini korumakla birlikte, kentler, bugün pek çok problemi de bünyelerinde taşımaktadırlar. Hizmetlerin yetersizliği, sağlıksız konutlar, yoksulluk, gelir seviyesindeki büyük farklılıklar, evsizlik, sokak çocukları, suç oranlarındaki artış, çevre sorunları, yabancılaşma, v.b. sorunlar, özellikle metropollerdeki "medenî" hayatı tehdit eder boyutlara varmıştır.
Türkiye, 1950'li yıllarda başlayan ve gittikçe hızlanan bir kentleşme hareketine sahne olmuştur. Hızlı kentleşme, geç sanayileşme ve kaynak yetersizliği ile bir araya gelince çarpık kentleşme olgusu ortaya çıkmıştır. İç göçlerin yoğunluğu, toplumsal ve kültürel bir karmaşayı da beraberinde getirmiştir.
Bugün ülkemizde nüfusun yaklaşık %70’i kentlerde yaşamaktadır ve kentsel sorunlar, özellikle metropoller dikkate alındığında, öncelikli bir problem alanını teşkil etmektedir.

Kent , İnsan Haklarının Hayata Geçirildiği Mekândır!
Kent, insan haklarının realize edildiği, soyut söylem düzeyinden pratiğe aktarıldığı mekândır. Avrupa Konseyi tarafından 1992 yılında kabul edilen "Avrupa Kentsel Şartı" kentsel sorunlarla insan hakları arasında doğrudan bir ilişkiyi gündeme getirmektedir. Kentin şartları, temel insan hakkı olan “yaşama hakkı”na olumlu ya da olumsuz yönde etki edebilmektedir. Bir kentte yaşayanlar, temiz su içemiyorlarsa, temiz hava soluyamıyorlarsa, o kentin yollarında, sokaklarında güvenle dolaşamıyorlarsa yaşama hakkı açısından risk altındadırlar. Yaşama hakkının azamîleştirilmesi, kentsel ortamın iyileştirilmesini gerektirir.

Yeni Bir Yerleşme Anlayışına ve Ahlâkına İhtiyacımız Var!
Bu çerçevede, yerel düzeyde yeni bir yerleşme anlayışının ve ahlâkının tesisi önem arz etmektedir. "İyi" olarak nitelendirilebilecek bir yerleşme üç hedef-ilkeyi gerçekleştirmek durumundadır. Bunlar;

  • Yaşanabilirlik,
  • Adalet ve
  • Sürdürülebilirliktir.

Yaşanabilir, adil ve sürdürülebilir bir yerleşme için izlenecek politikaların üç temel unsuru ise şunlardır:

  1. Vatandaş Bağlılığını Geliştirme: Vatandaşa yaşadığı mekâna ilişkin sorumluluklar yüklemek. Bir "yer"e, bir kente ait olmanın bilincini geliştirmek.
  2. Yapabilir Kılma:Kentsel sorunların çözümünde ve buna yönelik karar sürecinde, devlet dışındaki toplumsal aktörlerin (bireyler, gruplar, sivil toplum örgütleri) potansiyellerini harekete geçirmek.
  3. İyi Yönlendirme: Topluluğu yönlendirmede devletin ve resmî kurumların tek belirleyici olmaması, sivil toplumun da yönlendirmeye ortak olması.

Yerleşmede toplumsal bir "iyi" arayışı, ister istemez, kent planlamasını bütünüyle teknik ve uzmanların denetiminde bir süreç olmaktan çıkartacaktır.
Yaşanabilir, sürdürülebilir ve adil bir kent yerleşimi için öncelikli hedeflerimiz şunlardır:

  • Huzurlu, güvenli ve istikrarlı bir kent hayatını gerçekleştirmek.
  • Kentsel rantların düzenleme altına alınması ve yeterli arsa üretimi.
  • Kentsel altyapı finansmanının geliştirilmesi.
  • Konut finansmanı imkânlarının genişletilmesi ve alt gelir grupları için yeni modeller üretilmesi.
  • Kaçak yapılaşmanın önlenmesi.
  • Gecekondu alanlarının ıslah edilmesi.
  • Tarihi ve tabii özellikleri olan alanların, dokuların ve yapıların korunması.
  • Konut ve çevre kalitesine yönelik duyarlılığın artırılması.
  • Kent içi ulaşımın kalitesinin artırılması ve kentlinin zamanının akılcı bir şekilde kullanılması.
  • Kentlinin kendini geliştirmesine yardım edecek spor, kültür, vb. mekânların yaygınlaştırılması.
  • Çocuklara fırsat eşitliği içinde kendilerini yetiştirebilecekleri ortamların hazırlanması.
  • Kadınların ve gençlerin kent hayatına katılımlarının artırılması.
  • Kapalı ve açık kent alanlarının özürlülerin ve yaşlıların hayatlarını kolaylaştıracak biçimde planlanması.
  • Kentte enerji kullanımında çevre kalitesinin gözetilmesi, hava kirliliğinin önlenmesi ve ses (gürültü) kirliliğinin önüne geçilmesi.
  • Katı atıkların sağlıklı bir kent hayatını sağlayacak biçimde toplanması, uzaklaştırılması ve zararsız hale getirilmesi.
  • Yerel yönetimlerin kapasitelerinin geliştirilmesi ve etkinliklerinin artırılması.
  • Kent yönetiminin çok aktörlü hale getirilmesi ve sivil toplum örgütlerine inisiyatif tanınması.

Kentin Bir Kimliği Olmalıdır!
Çağdaş dünyada kent ile kentli arasında bir "kimlik" alışverişi söz konusudur. Her kentin kendine has bir kimliği mevcuttur. Bu kimlik, kentin mimarisinde, kültüründe, hayat tarzında kendisini gösterir.
Bugün Türkiye'de kentler, tip imar yönetmeliklerinden dolayı giderek birbirlerine benzemekte, tarihsizleşmekte ve standartlaşmaktadırlar. Bu aynı zamanda, kültürel bir çoraklaşmanın da ifadesidir. Kentlerimizde, ne gelenek yaşatılabilmekte ne de modern bir kent kültürü oluşturulabilmektedir.
Kent kimliğinin inşası bakımından yerel yönetimlere büyük görevler düşmektedir. "Tarih" ile "bugün", "yerel" ile "evrensel" arasındaki bağlar, kent mekânı ölçeğinde sağlıklı bir biçimde yeniden kurulmalıdır.
Bu çerçevede, Ankara'ya "başkent" olmanın dışında kimlik unsurları da kazandırılmalıdır.

 

YEREL YÖNETİMLERE NASIL BAKIYORUZ?
Merkeziyetçi siyasî ve idarî yapılanmanın içine düştüğü krize ve kentsel sorunların ulaştığı büyük boyutlara yönelik tartışmalar ve çözüm arayışları, Türkiye'de yerel yönetimler üzerine yürütülen tartışmayı da beraberinde getirmektedir.
Kamuoyunun büyük bir bölümüyle birlikte, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve özerk bir yapıya kavuşturulması gerektiği fikrini paylaşıyoruz. Yerel yönetimlerin avantajlarını, temel olarak iki grupta mütalâ ediyoruz. Birincisi, etkin ve verimli kamu hizmeti, ikincisi ise demokratik ve şeffaf bir yönetim. Bu iki yararın tatmin edici düzeyde gerçekleşmesini engelleyen yapısal ve mevzuata ilişkin sorunlarla bunlara yönelik çözüm tekliflerimizi aşağıda sunuyoruz.

Yerel Yönetimlerin Yapısal Sorunları

  • Yerel yönetim kurumlarımız yeterince demokratik değildir. Yerel yönetim sistemimiz, hemşehri katılımını ve denetimini getirecek yöntemleri geliştirememiştir. Yönetimde saydamlık sağlanamamıştır. Hemşehrilerin yerel yönetimden bilgi edinmesi ve ona sesini duyurması süreçleri yeterince işletilememektedir. Bu sorun, ülkedeki genel siyasî ve kültürel yapı ile ilişkili olarak değerlendirilebilirse de, ancak yerel düzeyden başlayarak aşılabilecek bir sorundur.
  • Yerel yönetimlerimiz yeterince güçlü değildir. Yerel yönetimlerin yerel kamu hizmetleri üzerindeki yetki ve sorumlulukları sınırlıdır. Ağır idarî vesayet altında bulunduklarından, kesin ve yürütülür karar alma yetkileri de sınırlıdır. Yerel yönetimlerimiz malî bakımdan da güçsüz olup, merkezî idareye "bağımlı" durumdadırlar. Öz kaynaklar yaratma konusunda yetersizdirler.
  • İdarî ve örgütsel bakımdan yerel yönetimlerimiz pek çok problemle karşı karşıyadırlar. Yerel yönetimler, hantallaşmış, merkezî idarenin küçük benzerlerine dönüşmüşlerdir. Merkeziyetçi idarî kültür, büyük ölçüde yerel yönetimlere de sirayet etmiştir.

NASIL BİR YEREL YÖNETİM?
Demokratik Bir Yerel Yönetim
Yerel düzeyde demokrasi temel hedeftir. Bunun için öncelikle yapılması gereken mevcut katılım kanallarının genişletilmesi ve yeni katılım yöntemlerinin geliştirilmesidir. Ancak yasal bir düzenlemeyle gerçekleştirilebilecek olsa da aşağıdaki katılım yöntemlerinin demokratik ve saydam bir yerel yönetim için gerekliliğine inanıyoruz;

  • Belediyelerin yerel topluluğu yakından ilgilendiren belli kararlarında halkoylamasına başvurulması.
  • Belde halkına başarısız buldukları yerel yöneticileri görev süresi dolmadan "geri çağırma" hakkının tanınması.
  • Belediye ile sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğinin yoğunlaştırılması.
  • Belde halkını belediyelerin faaliyetleri konusunda bilgilendirmeye yönelik olarak yeni teknolojik imkânlardan yararlanılması.
  • Belde sakinlerine seçilmiş ve atanmış yerel yöneticilere yazılı soru sorma hakkının tanınması, ilgilinin soruya cevap vermesini sağlayacak düzenlemelerin yapılması.
  • Belediye meclislerinin yetkilerinin arttırılması ve kamu çalışanları da dahil tüm toplum kesimlerinin bu meclislerde temsiline imkân verecek düzenlemelere gidilmesi.
  • Mahalle yönetimlerinin, belediyelerle yoğun ilişki içinde olacak şekilde yeniden örgütlendirilmesi ve fonksiyonel hale getirilmesi.

Katılım kanallarının işlerlik kazanabilmesi için belediyeler "saydam" bir yapıya kavuşturulmalı, yerel hizmetlerle ilgili kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesi süreçlerinde, belediye ve belde halkı arasındaki iletişimi kolaylaştıracak düzenlemeler yapılmalıdır.

Yerel Hizmetlerin Sahibi Bir Yerel Yönetim
Merkezî idare ile yerel yönetimler arasındaki görev bölüşümü yeniden düzenlenmelidir. Kural olarak, yerel kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde yetki ve sorumluluk yerel yönetimlere bırakılmalıdır. Bunun yanısıra, yerel yönetime verilen görevler, bütünüyle ve yalnız ona ait olmalıdır.
Görev paylaşımındaki temel kriter, "hizmette yerellik" ilkesidir. Bu ilke, hizmetlerin yürütülmesinde önceliği mümkün olan en alt basamaktaki yönetime tanımaktadır. Yani bir hizmeti görebilecek daha alt bir birim varken, o hizmet daha üst bir birime verilmemektedir. Hizmette yerellik ilkesi, halk ile hizmeti birbirine yaklaştırmakta ve yerel topluluğu kendini geliştirmeye teşvik etmektedir.

Mali Bakımdan Güçlü Bir Yerel Yönetim
Yerel hizmetlerin etkin ve verimli bir şekilde sunulabilmesi için, belediyelerin görevleriyle orantılı gelir kaynaklarına sahip olmaları gerekmektedir. Bu kaynakların sürekli biçimde merkezî idareden aktarılması, yerel yönetimlerin özerkliğini zedeler. Bu nedenle, öncelikle öz kaynakların artırılması yoluna gidilmelidir. Bunun için:

  • Belediye emlâkinin kira gelirleri, rayiç bedellere yükseltilmelidir.
  • Yerel yönetimlere kaynak aktarmak için Yerel Yönetim Bankaları kurulmalıdır.
  • Yerel yönetimlere merkezî idarenin topladığı vergilere eklemeler (kesir eklemesi) yapma hakkı tanınmalıdır.

Personeli Eğitimli Bir Yerel Yönetim
Belediye personeli, nitelik olarak yerel hizmetlerin kaliteli ve verimli işlemesini sağlayacak bir düzeye getirilmelidir. Bunun için, hizmet içi eğitim ve belediyecilik eğitimi veren kurumlardan yardım alınması önem taşımaktadır. Politik saiklerle eleman alımından vazgeçilmelidir.

Ekonomik Girişimleri Verimli Bir Belediye
Belediyeler özellikle 1984 yılından sonra kendilerine verilen görevleri yerine getirmek amacıyla, kendi tüzel kişilikleri dışında bir takım ekonomik iştiraklere girmişlerdir. Belediyeleri şirket kurmaya iten temel faktörler şunlardır:

  • İhale mevzuatının getirdiği sınırlamalardan kurtulmak.
  • Personel temini ve istihdamında serbest hareket etmek.
  • Bürokratik işlemlerden ve denetimden kurtularak daha rahat harcama yapmak.
  • Özel bankalardan kredi kullanabilmek.
  • Gelirleri artırmak için yeni kaynaklar oluşturmak.

Ancak, mevcut belediye şirketlerinin çok azı verimli çalışmaktadır. Büyük kısmı, KİT'lere benzer bir gelişme göstererek, etkinlikten ve rasyonellikten uzaklaşmışlardır. Bu şirketlerin artan orandaki zararları, belediye bütçelerinden kaynak aktarılarak ve araç gereç yardımı yapılarak giderilmeye çalışılmaktadır. Belediye şirketlerinden verimli çalışanlar ile gerçek bir ihtiyacı karşılayanlar korunmalı, diğerleri tasfiye edilmelidir.

Video

Filmi izleyebilmek için Flash Player İndirin.